ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlattığı saldırıların ardından tırmanan gerilim, Hürmüz Boğazı’nda gemi trafiğinin durma noktasına gelmesine yol açtı. Küresel enerji ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biri olan boğazdaki aksama, kısa sürede petrol piyasalarının ötesine taşarak enerji, sanayi ve gıda üretimini etkileyen çok katmanlı bir krize dönüştü. Uzmanlara göre artık mesele sadece petrol değil; Hürmüz’deki tıkanma tüm dünyayı etkileyen bir ekonomik zincirleme reaksiyon yaratma potansiyeline sahip. Çünkü krizden en çok etkilenen Asya ülkeleri dünyanın üretim merkezi olarak görülüyor. Küresel ticaret, tarım ve sanayi üretiminin önemli bölümünü taşıyan Asya ekonomilerinin enerji akışındaki kesintiden doğrudan etkilenmesi, dünya tedarik zincirleri için ciddi bir risk oluşturuyor. Uzmanlara göre Asya’daki üretim ve ihracat kapasitesinde yaşanacak bir yavaşlama, küresel ekonomide domino etkisi yaratabilecek kritik bir kırılma noktası anlamına geliyor.
Krizden önce dünyada deniz yoluyla taşınan petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz ticaretinin yaklaşık yüzde 20’si Hürmüz Boğazı’ndan geçiyordu. Bu sevkiyatın önemli bölümü Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore başta olmak üzere Asya ülkelerine ulaşıyordu. Ancak ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ile Tahran’ın misillemelerinin ardından boğazdaki deniz trafiği neredeyse tamamen durma noktasına geldi. Bu durum enerji arzına yönelik endişeleri artırırken petrol ve LNG fiyatlarında sert yükselişleri beraberinde getirdi.
Enerji ihtiyacını büyük ölçüde Körfez’den sağlayan Asya ülkeleri kriz karşısında hızla acil durum planlarını devreye aldı. -Filipinler yakıt rezervlerinin yalnızca 45 gün yeteceğini açıklayarak “ulusal enerji acil durumu” ilan eden ilk ülke oldu. -Tayvan LNG stoklarının yaklaşık 11 gün, Bangladeş ise yakıt rezervlerinin 9 ila 14 gün arasında yeteceğini duyurdu. Birçok ülke enerji tüketimini azaltmak amacıyla uzaktan çalışma, eğitim faaliyetlerine ara verilmesi ve iş günlerinin azaltılması gibi önlemleri yeniden gündeme aldı.
-Pakistan hükümeti devlet kurumlarında haftada dört gün çalışma modeline geçileceğini ve okullar ile üniversitelerin iki hafta süreyle kapatılacağını açıkladı. -Endonezya’da hibrit eğitim ve haftada bir gün evden çalışma modeli tartışılırken Vietnam, şirketlere uzaktan çalışma planları hazırlama çağrısında bulundu. -Tayland ise kamu çalışanlarına evden çalışma talimatı verdi ve yurtdışı seyahatleri askıya aldı.
Enerji arzındaki sıkıntı ülkeleri alternatif yakıt arayışına da yöneltti. Filipinler daha düşük kaliteli ve daha yüksek kirletici oranına sahip “Euro 2” sınıfı petrol ürünlerinin sınırlı kullanımına izin verirken, Bangladeş enerji sıkışıklığını hafifletmek amacıyla çeşitli ülkelerden dizel ithalatına yöneldi. Hindistan ise enerji tedarik ettiği ülkelerin sayısını 27’den 41’e çıkararak kaynak çeşitlendirme yoluna gitti.
Küresel enerji piyasasındaki bu şok dalgası yalnızca petrol ve doğal gazla sınırlı kalmadı. Hürmüz’deki kesinti küresel gübre tedarik zincirini de derinden sarsarak tarım sektöründe yeni bir kriz riskini ortaya çıkardı. Boğazdaki aksama nedeniyle küresel nitratlı gübre arzının yüzde 38’i, fosfatlı gübre arzının ise yüzde 20’si kesintiye uğradı. Uzmanlar, toplamda küresel gübre tedarik zincirinde yaklaşık yüzde 33’lük bir daralma yaşandığını hesaplıyor.
Basra Körfezi’nden yapılan sevkiyatların durma noktasına gelmesi özellikle üre ve amonyak gibi temel tarımsal girdilerde sert fiyat artışlarını tetikledi. 27 Şubat’ta ton başına 482,5 dolar seviyesinde olan üre fiyatı mart ortasında yaklaşık yüzde 50 artarak 720 dolara yükseldi. Aynı dönemde Orta Doğu çıkışlı amonyak fiyatları da yüzde 24 artarak 600 dolar sınırına dayandı.
Küresel gübre üretiminin enerjiye olan bağımlılığı krizin etkisini daha da artırıyor. Azotlu gübre maliyetinin yaklaşık yüzde 80’i doğal gaz fiyatlarına bağlı olduğu için enerji piyasalarındaki dalgalanmalar doğrudan gübre üretimini etkiliyor. Artan maliyetler nedeniyle bazı büyük tesisler üretimi durdurmak zorunda kaldı. Katar’da kamuya ait QAFCO şirketi yıllık 5,6 milyon ton kapasiteli üre tesisini kapatırken Pakistan ve Bangladeş’te bazı üreticiler faaliyetlerini tamamen durdurdu.
Tarım sektöründeki bu gelişmeler küresel gıda güvenliği açısından da ciddi bir risk oluşturuyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’ne göre modern tarımsal üretimin sürdürülebilirliği her yıl dünya genelinde kullanılan 190 milyon tonun üzerindeki bitki besleme ürününün kesintisiz tedarik edilmesine bağlı. Bu zincirde yaşanacak en küçük aksama bile küresel rekolte tahminlerinde geri dönülemez düşüşlere yol açabiliyor.
Krizin etkileri tarım ve enerjiyle sınırlı kalmayıp küresel lojistik sistemini de zorlamaya başladı. Deniz taşımacılığında sigorta primleri kriz öncesinde gemi değerinin yüzde 0,25’i seviyesindeyken yüksek riskli rotalarda yüzde 10’a kadar yükseldi. Bu artış, zaten aksayan sevkiyat hatlarının daha da yavaşlamasına neden oluyor.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings de mevcut tabloya dikkat çekerek amonyak ve üre için 2026 yılı fiyat beklentilerini yaklaşık yüzde 25 artırdı. Kuruluş, Hürmüz Boğazı’ndaki kapanmanın uzun sürmesi halinde gübre fiyatlarının daha da yükselebileceği uyarısında bulundu.
ASYA ÜRETİMİN DURMASI DÜNYA İÇİN BÜYÜK KRİZ DEMEK Tüm bu gelişmeler, Hürmüz Boğazı’ndaki krizin artık yalnızca enerji piyasalarını ilgilendiren bir mesele olmaktan çıktığını gösteriyor. Küresel ticaret, tarım ve sanayi üretiminin büyük bölümünü taşıyan Asya ekonomileri enerji akışındaki kesintiden doğrudan etkileniyor. Asya ülkelerinin üretim ve ihracat kapasitesinde yaşanacak bir yavaşlama ise küresel tedarik zincirlerinin tamamını sarsabilecek bir domino etkisi yaratabilir.
Bu nedenle uzmanlara göre Hürmüz’de yaşanan kriz yalnızca bölgesel bir jeopolitik gerilim değil, küresel ekonomi açısından kritik bir kırılma noktası niteliğine yükseldi. Çünkü dünyanın üretim merkezi olarak görülen Asya ekonomileri enerji ve hammadde akışına büyük ölçüde bağımlı durumda.